Civayı Ne Temizler? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’da bir akşam, Beyoğlu’nda yürürken, bir yandan sokak müzisyenlerinin gitar çaldığı melodiyle kaybolurken, diğer yandan şehrin kaosunda gözlerim birkaç farklı insan tipine takıldı. Toplu taşımanın kalabalığında, herkes bir şekilde bir yerden bir yere gitmeye çalışıyor. Bir grup üniversite öğrencisi, kafelerde buluşup hayatlarını tartışıyor; bir başka grup ise, işten yorgun şekilde evlerine dönmeye çalışıyor. Bu kaos, bana bir soruyu hatırlattı: Civayı ne temizler? Hayatın, toplumun ve bireylerin günlük mücadeleleriyle bağlantılı bu soru aslında çok daha derin bir anlam taşıyor.
Çünkü civaya benzer şekilde, toplumsal yapımızdaki pek çok lekeler de var; bir toplumun yapısındaki adaletsizlikler, eşitsizlikler, ayrımcılık ve dışlanma… Bunlar da tıpkı civa gibi kolayca yayılabiliyor, kirletebiliyor. Peki, bu ‘sosyal civa’ neyle temizlenebilir? Bu yazı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bu soruyu sorgulamayı amaçlıyor.
Civayı Temizlemek: Toplumsal Cinsiyet ve Ayrımcılıkla Mücadele
Civayı temizlemek, kimilerine göre sadece kimyasal bir işlemden ibaret olabilir; ancak bu kavramı toplumsal bir açıdan ele aldığımızda işler değişiyor. Özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi sorunlarla mücadele ederken, “civa” da simgesel bir anlam taşır. Kadınların ve diğer toplumsal cinsiyet kimliklerinin sürekli maruz kaldığı ayrımcılık, dilde, iş yerlerinde, evde ve sokakta her gün bir şekilde kendini gösteriyor. Bu durum, bir nevi toplumun kirli lekeleri gibi yayılmaya devam ediyor.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, sıkça karşılaştığım bir örneği anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz aylarda, mahallede bir grup kadınla bir araya gelmiştik. Kadınların gözlemleri, yaşadıkları en büyük zorluklardan biriydi: Toplumun cinsiyetçi bakış açıları. Toplu taşımalarda, sokaklarda, iş yerlerinde bir kadın olarak varlıklarını hissettiklerinde yaşadıkları ayrımcılığı nasıl tanımlayacaklarını anlamaya çalışıyorduk. “Her gün evde, işte, okulda bir civa gibi yayılıyor bu ayrımcılık,” dedi bir arkadaşım. Burada, “civa”, sadece bir madde değil, bir etki biçimi olarak kadınların deneyimlediği toplumsal yapıyı simgeliyordu. Ve o gün, bu ‘sosyal kirliliği’ temizlemenin ne kadar zor olduğunu düşündüm. Çünkü bu yalnızca toplumsal cinsiyetle ilgili değil, sistemin içinde yer alan tüm yapıların dönüşümünü gerektiriyor.
Çeşitlilik ve Ayrımcılık: Civanın Her Yerde Yayılması
Sadece toplumsal cinsiyet değil, aynı zamanda ırk, etnik köken, cinsel yönelim, engellilik gibi çeşitlilik unsurları da toplumda birer ‘civa lekesi’ gibi yayılabiliyor. Her bir grubun, her bir bireyin yaşadığı farklı dışlanma biçimlerinin farkındalığı, bana bazen ne kadar katmanlı bir toplumda yaşadığımızı hatırlatıyor. Bir düşünün, engelli bir birey olarak toplu taşımaya binmek ne kadar zor olabilir? Veya gay bir bireyin, sokakta ellerini tutarak yürüyebilmesi toplum tarafından nasıl karşılanır? Ya da başörtülü bir kadının iş yerindeki fırsatlara erişimi? İşte bu çeşitlilik, toplumsal cinsiyet ve kimlikler arasındaki dengesizlikler, genellikle civaya benzer şekilde yayılır ve temizlenmesi de o kadar kolay değildir.
Toplumsal cinsiyetin dışında, ırkçılık ve homofobi gibi ön yargıların hâlâ çok güçlü olduğunu gözlemliyorum. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, farklı etnik kökenlerden gelen insanları, sadece kıyafetlerinden ya da aksanlarından dolayı dışlanmış şekilde görebiliyoruz. Çeşitli insan gruplarının aynı şehri paylaştığı İstanbul gibi bir yerde, bu tür ayrımcılıklar oldukça yaygın. Ancak, toplumsal yapılar bir şekilde bu ayrımcılıkları “normalleştiriyor” ve sosyal civa da her yere yayılıyor.
Sosyal Adalet ve Civayı Temizleme Çabası
Peki, civa neyle temizlenir? Eğer soruyu toplumsal adalet çerçevesinde düşünürsek, cevabı oldukça basit: Toplumsal eşitlik, eğitim, empati ve anlayış ile temizlenebilir. Geçtiğimiz yıl, üniversiteye yakın bir kafe açılmıştı ve orada üniversite öğrencileriyle sohbet etme fırsatım olmuştu. Bu gençlerin gözlerindeki umudu ve toplumsal eşitlik için duydukları çabayı görmek, gerçekten ilham vericiydi. O gün fark ettim ki, toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik üzerine konuşmak, farkındalık yaratmak gerçekten önemli bir adım. Çünkü bu farkındalık, hem bireyleri hem de toplumu değiştirebilecek bir güç taşıyor. İnsanlar, sadece doğru bildiklerini paylaşmakla kalmıyor; aynı zamanda birbirlerinin hayatlarına dokunarak, toplumsal normları değiştirebilecek güçlere sahip oluyorlar.
Fakat, bu süreç elbette kolay değil. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini temizlemek, tüm toplumun düşünsel yapısını değiştirmeyi gerektiriyor. Bu, günümüzde hâlâ pek çok kadının ev içindeki rollerine sıkışıp kalmasıyla, bir erkeğin duygusal olarak zayıf görülememesi gibi büyük engellerle başa çıkmak anlamına geliyor. Çalışma hayatında kadınların ve LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılıkla mücadele etmek, sadece onlara eşit fırsatlar sunmak değil, aynı zamanda tüm toplumu bu fırsatlara açık hale getirmektir. Bu da bir süreç ve sürekli bir çaba gerektiriyor.
Civayı Temizleyen Araçlar: Farkındalık, Empati ve Dayanışma
Çivayı temizlemenin en etkili yollarından biri, bence farkındalık yaratmaktır. Herkesin “bunu ben de yapıyorum” demesi, yaşamlarında bu konularda biraz daha duyarlı olmaları, fark ettikleri bu küçük ayrımcılıkları ifade etmeleri önemli bir adım. İstanbul’da bir gün, toplu taşımada bir kadının çantasını yere düşüren bir adamın, çantayı yerden alıp kadına vermesi bana ilginç bir gözlem yaptı. O basit hareket, hem toplumsal cinsiyet eşitliği açısından hem de insanlık açısından önemli bir adımdı. Bu küçük ama anlamlı hareket, bir bakıma ‘civa’nın temizlenmesi gibiydi.
Sonuçta, civayı temizlemek bir kimyasal formül değil, sosyal bir değişim hareketidir. Ve bu hareket, ancak toplumun tüm katmanları tarafından kabul edilen, sesini duyuran, empati kuran ve dayanışma içinde olan bir yapıyla gerçekleşebilir. O yüzden, İstanbul’un caddelerinde, toplu taşımalarda, iş yerlerinde gördüğümüz her küçük değişim, belki de gelecekte daha büyük ve anlamlı bir dönüşümün ilk adımlarıdır.