İçeriğe geç

Keklik kız mı erkek mi ?

Keklik Kız mı Erkek Mi? Bir Kayseri Gününde Kalbimin Sessiz Çığlığı

O Anı Hatırlıyorum

Bir yaz akşamı, Kayseri’nin o kendine has sıcak havasında, şehre özgü o hüzünlü sakinlikte yürüyordum. Caddelerde insanlar evlerine dönüyor, gündüzün gürültüsü yerini geceye bırakıyordu. Ben ise, ellerim cebimde, kafamda binbir düşünceyle adım atıyordum. Bir yandan şehirde kayboluyor, diğer yandan içimde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum. Yine bir gece, yine bir yalnızlık… Ve o zaman içimde bir soru doğdu: “Keklik kız mı erkek mi?”

Bunu bir tür bulmaca gibi düşünmüştüm. Ama aslında bulmaca değildi. Her şey, o sabah köyden gelen telefonla başladı. Bir akrabam, Keklik’i anlatırken, “Keklik kız mı erkek mi?” diye sormuştu. O anda, kulağımda yankılanan bu soru, içimde kopan fırtınayı daha da büyütmüştü. Bir kedinin gözlerinde olduğu gibi, içimde beliren o boşluk daha da derinleşmişti. İşte, bu kadar basit bir sorunun, içinde taşıdığı derinliği hissedebileceğimi o an anlamıştım.

Keklik’in Sessiz Hikâyesi

Keklik, küçükken köyde sıklıkla gördüğümüz bir kuştu. Kırların neşesi, dağların huzuru, Çatal Dağı’nın eteklerinde oynamaya alıştığımız çocukluk yıllarımda, her keklik birer neşe kaynağıydı. Tüylerinin arasında ne kadar zarif, o kadar yabanıl bir özgürlük vardı. Keklik, özgürlüğün simgesiydi; ama yıllar sonra, o özgürlüğün ardında başka bir şey olduğunu fark ettim.

Bir akşam, arkadaşlarımla mahalledeki eski taş köprüde otururken, Keklik’i düşündüm. Hatırlıyorum, bir zamanlar onunla beraber kayalıkların arasına yuva yapardık. Keklik, benimle güler, neşeyle cıvıldar, diğer çocuklarla yarışırdı. Ama bir şey vardı, bir fark vardı. Çocukken ona hep “Keklik” demiştim. Ama büyüdükçe, içimde bir soru daha doğdu: “Keklik kız mı erkek mi?” Küçükken, cinsiyetin ne kadar önemli olduğunu düşünmezdim. O anların hatırası, sanki o masumiyette kalmış bir şeydi. Ama o gün, birdenbire aklıma takıldı. Keklik, bir kuş muydu sadece? Yoksa başka bir şeyin simgesi miydi?

Duygusal Karmaşa

O anlarda kalbimde bir çözülmemiş düğüm vardı. Hem Keklik’e çok bağlıydım, hem de onu bir türlü çözümleyemiyordum. İyi ki de o kadar bağlıydım! Çünkü o bağ bana, birinin cinsiyetinin gerçekten ne kadar önemli olmadığını öğretti. Keklik, ne erkekti ne de kız. Sadece Keklik’ti. Ama insan bazen öyle karmaşık düşüncelerle boğuluyor ki, basit şeyleri bir türlü olduğu gibi kabul edemiyor.

Bir gün, Keklik’i bir daha gördüm. Yıllar sonra, o eski köyde bir arkadaşımın düğününde karşılaştım. Artık büyümüştük, her birimiz farklı bir yolda ilerlemiştik. Ama o gün, tekrar karşılaştığımda, içimde tuhaf bir his vardı. Keklik’in bakışları, yıllar önceki gibi saf ve temizdi. Ama o bakışta bir anlam vardı. Keklik, sanki “sadece bir kuş değildim, senin gibi düşünmeyenler için bir soruydum” diyordu.

İçimde bir hayal kırıklığı vardı. Kendi çocukluğumun saflığıyla bakmaya çalıştım, ama o sorunun kaybolmaması, her seferinde bir şekilde geri dönmesi beni zorladı. Artık ne “kız” ne de “erkek” olmanın bu kadar önemli olduğunu fark ettim. Keklik, bir kimlik sorusu olmaktan çıkıp, aslında bir duygunun simgesine dönüşmüştü.

Hayal Kırıklığı ve Umut

Ve o gün, Keklik’in bakışlarını son kez gördüğümde, kalbimde derin bir umut doğdu. Çünkü o zaman, cinsiyetin bir kuşun ya da bir insanın özünü tanımlamadığını anlamıştım. Keklik’i, yıllar sonra tekrar gördüğümde, bir kuşun veya bir insanın ne olacağına dair tüm düşüncelerim değişti. Bazen “erkek” ya da “kız” demek yerine, sadece var olmanın güzelliğini kabul etmek gerekiyor.

Bu soruyla büyüdüm: “Keklik kız mı erkek mi?” Ama bu soru şimdi bambaşka bir yere evrildi. Keklik’in kimliği, bana her şeyin anlamını sorgulatırken, içimde farklı bir sorunun cevabını bulmamı sağladı. O cevabın da ne olduğunu tam olarak anlatmam zor. Belki de hayatı her birimizin farklı şekillerde yaşadığına dair bir farkındalık. Keklik’in bir kimliği yoktu. O, sadece doğanın bir parçasıydı. Ama insanlar bazen kendilerini tanımlama ihtiyacı hissederler. Oysa, kimliğin değil, duyguların ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

Kalbimdeki Çözülmeyen Sorular

İçimdeki çözülmemiş soruları yıllardır taşıyorum. Bir gün birinin “Keklik kız mı erkek mi?” diye sorduğu o anı düşündükçe, kalbimde hüzünle karışık bir sevinç beliriyor. Hüzün, kaybettiğimiz masumiyetin, o saf çocukluğun kaybolmasının acısıydı. Ama sevincim, içimdeki sorulara cevaplar ararken, onları kabul etmenin ve basitçe var olmanın güzelliğini fark etmemdi.

Her gün, bu sorularla yüzleşiyorum. Belki de en önemli soru şudur: Gerçekten de “Keklik kız mı erkek mi?” Sorusunu sorduktan sonra, hayatın ve insanın özünü tam olarak kavrayabiliyor muyuz? Bunu düşünmekten bir an bile vazgeçmedim. Çünkü bazen hayat, bir soru sormakla başlar, sonra o soruya verilen cevap, yıllarca taşınacak bir anlam taşır.

Sonuç: Bir Kimlik Arayışı mı, Bir Varoluş Meselemi mi?

Bugün hala, Keklik’in kız mı erkek mi olduğunu bilmiyorum. Ama artık bu sorunun önemi olduğunu düşünmüyorum. Keklik, bana kimlikten, cinsiyetten bağımsız olarak, basit bir şekilde var olmayı öğretti. Ve belki de hayat, bu kadar basit olmalı. Hani bazen insan, birinin kim olduğunu ya da ne olduğunu sorgularken, aslında kendini sorguluyor. Keklik’i anladım. Onun derdi, cinsiyetten daha derin bir şeydi. O, var olma hakkını taşırdı ve bu bana hayatta neyin önemli olduğunu hatırlattı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://ilbet.online/vdcasinovdcasino girişhttps://www.betexper.xyz/