Hangi Hastalık Cinselliği Etkiler? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
Cinsellik, sadece fiziksel bir deneyim değil, aynı zamanda duygusal, toplumsal ve kültürel bir olgudur. Her birey, bu deneyimi kendi kimliğine, toplumsal cinsiyetine, yaşadığı çevreye ve sağlık durumuna bağlı olarak farklı şekillerde yaşar. Ancak, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, hastalıklar ve sosyal adalet gibi faktörler, cinsellik üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Peki, hangi hastalıklar cinselliği etkiler? Bu soruyu, İstanbul’da yaşayan ve sokakta gördüklerine dikkat eden biri olarak, hem kişisel hem de toplumsal düzeyde nasıl etkiler hissettiğimi anlatmak istiyorum.
Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik
İstanbul’da, sabah işe giderken toplu taşıma araçlarında her gün karşılaştığım bir manzara var: Kadınlar, genellikle sessiz ve yalnız bir şekilde, giysilerini biraz daha toparlayarak bir köşeye yerleşiyorlar. Erkekler ise çoğunlukla yüksek sesle sohbet ediyor, gülüşmeler ve tartışmalar arasında kendilerini daha rahat hissediyorlar. Bu farklı davranış biçimleri, toplumsal cinsiyetin cinsellik üzerindeki etkilerini yansıtıyor. Kadınlar, tarihsel olarak cinselliklerini gizlemek, kontrol altında tutmak zorunda bırakıldılar. Erkekler ise cinselliği daha açık ve özgür bir şekilde ifade ettiler.
Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, cinsel sağlığı ve hastalıkları nasıl deneyimlediğimizi de etkiler. Örneğin, kadınlar, cinsel sağlıkla ilgili sorunları daha fazla dışa vurmakta zorlanabilirler. Bu da, genellikle cinsel sağlık sorunlarının geç bir aşamada fark edilmesine ve tedaviye başlanmamasına yol açar. Aynı durum, cinsel yönelim veya kimlik farklılıkları gösteren bireyler için de geçerlidir. İstanbul’daki sokaklarda, LGBTQ+ bireylerin karşılaştığı dışlayıcı ve ayrımcı tutumlar, onların cinsel sağlık ihtiyaçlarını dile getirmelerini zorlaştırır. Toplumun bazı kesimleri, bu bireylerin cinsel sağlık sorunlarını görmezden gelir veya küçümser.
Hangi Hastalıklar Cinselliği Etkiler?
Çeşitli hastalıklar, cinselliği farklı şekillerde etkiler. En yaygın olanlar arasında cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) yer alır. Bu hastalıklar, hem bireyin cinsel sağlığını hem de toplumsal cinsiyet rollerini doğrudan etkiler. Örneğin, HIV/AIDS, cinsel sağlığı etkileyen en bilinen hastalıklardan biridir. Bu hastalık, sosyal damgalama ve dışlanma ile bağlantılıdır. HIV pozitif bireyler, toplumda sıklıkla kötü bir şekilde etiketlenir, bu da onların cinsel sağlıklarını tartışmalarını ve tedaviye ulaşmalarını engeller.
Ayrıca, cinsel disfonksiyonlar da önemli bir konu. Hem erkekler hem de kadınlar, fiziksel ya da psikolojik nedenlerle cinsel işlev bozuklukları yaşayabilir. Ancak toplumsal cinsiyet normları, özellikle erkeklerin bu sorunları konuşmalarını zorlaştırabilir. Erkeklerin cinsel performansları, genellikle toplumda “erkeklik” kimliğiyle ilişkilendirildiğinden, bu tür sorunlar daha fazla gizlenir. Örneğin, İstanbul’da bir akşam yemeğinde, bir arkadaşımın, erektil disfonksiyonunu tartışırken ne kadar utandığını hatırlıyorum. Çevresindeki insanlar, bu tür bir konuda rahatça konuşabiliyorlarmış gibi görünse de, o anın ciddiyeti, gerçekten bir konuşma alanının olmadığını ortaya koyuyordu.
Kadınlar için ise, cinsel sağlık sorunları genellikle daha fazla gizlenir. Birçok kadın, adet düzensizlikleri veya vajinal enfeksiyonlar gibi sorunlarla yaşar, ancak bu konular hakkında açıkça konuşmak toplumda pek hoş karşılanmaz. Toplumun birçok yerinde, kadının cinselliği hep bir tabu olmuştur. Bu, hastalıkların tanınmasında ve tedavi edilmesinde ciddi engeller yaratır. Kadınların cinsel sağlığıyla ilgili bilgiler ve hizmetler genellikle eksiktir.
Sosyal Adalet ve Erişim
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, sağlık hizmetlerine erişimin sosyal adaletle doğrudan bir ilişkisi olduğunu her gün görüyorum. Özellikle düşük gelirli mahallelerde yaşayan bireyler, sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi sıkıntılar yaşar. Bu durum, cinsel sağlık konusunda da kendini gösterir. Cinsel sağlık hizmetlerine erişim, sadece ekonomik durumla ilgili değildir. Aynı zamanda kültürel engeller, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık da önemli engellerdir.
Örneğin, sokakta sıkça karşılaştığım bir sahnede, bir grup genç kadın, herhangi bir cinsel sağlık hizmetine erişim sağlamak için uzun bir yol kat etmek zorunda kaldıklarını anlatıyorlardı. Birçokları, toplum baskısı nedeniyle doğrudan sağlık merkezlerine başvurmakta çekinir. Toplumun onları nasıl göreceği, cinselliklerine dair olumsuz etiketlenmeleri, tüm bu sürecin önünde büyük bir engel oluşturuyor. Cinsellik ve hastalıklar arasındaki ilişki, sadece bedensel değil, sosyal ve psikolojik açıdan da derin bir etkiye sahiptir.
Sonuç
Cinsellik ve hastalıklar arasındaki ilişki, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında çok katmanlı bir mesele haline gelir. İstanbul’un sokaklarında gördüğüm o kadınlar, erkekler, LGBTQ+ bireyler, tüm bu gruplar, kendi cinsel sağlıklarını yaşarken toplumsal baskılarla da boğuşuyorlar. Hangi hastalıkların cinselliği etkilediği sorusu, sadece fiziksel bir sağlık meselesi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin, kültürel normların ve sosyal adaletin bir yansımasıdır. Bu yüzden, cinsel sağlık, sadece bireysel bir sorumluluk değil, toplumsal bir eşitlik meselesidir.